Pages

14 Nisan 2010

140410



Baharın hala gösterip vermediği, güneşin çıkıp ısıtamadığı şu günlerde bünyede doğuştan varolan bahar modunun da etkisiyle sağa sola yürümekle meşgulüm. Burada çokça olan mezarlıklardan birinin yanından dalgın bir şekilde geçerken birden bire önümde bir nesne belirdi. Fare diye ufaktan bir çığlık attım ama, aslen üç kocaman sincaptılar.

Tabi bizim neslin sincaptan anladığı uzun entarileri ile şarkı söyleyen Alvin, Simon ve Theodore'dan öte gidemediği için benim şaşkınlığıma da hak vermek lazım. Aynen çizgifilmlerde anlatıldığı gibi, sincaplar beni, ben sincapları görünce karşılıklı bir 5 saniye kadar donup kaldık. Elleri havada, sanki iş üstünde yakalanmış hırsızlar gibiydiler. Sonra pıtıpıtı hemen en yakındaki ağaca tırmanıp kayboldular.

Hali hazırda geçtiğimiz yaz başımdan bir fare olayı geçmiş olduğu için sincap olduklarına sevindim.

Efendim, geçen yaz evde tek başıma oturmuş film izlerkene birden bire oturma odamda yerden hızlıca fırlayarak oturduğum kanepenin altına giren ve kanepeden dışarıya uzanan kuyruğunu sağa sola sallayan bir yaratık görürseniz korkmamanız elde değil. Kaldı ki benim gibi köpekten korkmayan ama kediden korkan, böceklerden ölesiye korktuğu halde onları öldüremeyip üzerlerine bardak kapatan bir kişi için bu tecrübe gerçekten çok kötüydü. Sonra tabi Nikitayı arayıp onu koştura koştura eve çağırmıştım. Bizimki de o hızlı hızlı hareket eden yaratığın üstüne bir battaniye kapatmıştı. Tabi battaniyeyi fırlatmasıyla beraber yaratık kuyruğunu bırakınca, gördüğümüz -daha doğrusu çok hızlı hareket ettiği için tam olarak göremediğimiz- nesnenin yaz sıcağında apartmanın dış cephesine yapışıp, yolunu şaşırdığı için pencereden içeri girmiş büyükçe bir kertenkele olduğunu anlamış olduk.

Burada farelere "hayvan" gözüyle bakılıyor, "haşerat" değil. Bu sebeple, İngiliz halkı fareleri öldürmüyor. Evlerin izolasyon aralıklarından tıkır tıkır ayak sesleri de gelse "ingiltere gerçeği" diyerek geçiştiriyorlar. Adamların bundan birkaç asır önce vebadan geberip gittiklerine şaşırmamak lazım.


Cardiff sokaklarında her türlü hayvana rastlamak mümkün. Hatta yürüyüş yaptığınız parkurda kedi, köpek, güvercin, martı, ördek ve kuğuları sollamak zorunda kalabilirsiniz. Hatta hatta oturacak bir yer bulmak için bu hayvan türlerini hafiften el-bilek hareketleriyle kenara kaydırmanız da gerekebilir. Sonra geçenlerde parkta bir çift gördüm, kuğulara ekmek atıyordu. Dedim "kesin Türktür". Ne de olsa yüzyıllardır baıkçıl bir kuş olan martıları bugüne bugün simitçil yapmış bir milletiz. Hakikaten haklıymışım. Türkmüş.

6 Yorum:

Dulcinea Z. Belbo dedi ki...

ay cok korkuncmus filmin sonunda kertenkele cikan fare hikayen. kertenkelecikler en tiksindigim hayvanlardan birincisi olma serefini yasiyordu yillardir ta ki komodo dragonuyla tanisana degin! o da zaten kertenkelenin irisi oluyor! ay bak yine midem bulandi ya...

Fatima dedi ki...

Kuyruğunu koridorda bıraktıktan 15 dakika sonra hala dansediyordu bir de işin kötüsü. Harun kuyruksuz kertenkeleyi kapı dışarı ederken o da tiksinmedi değil. Ben bu sırada iki kat yukarı kaçmıştım bile...

Fatima dedi ki...

Bir de zeynebim komodo dragonuyla nerede tanıştın sorması ayıp?

n.nahnu dedi ki...

kertenkelesi bol bir şehirde büyüdüm. geceleri rüyalarıma girerdi.bir gün ağacın dalından sallanmak için tutunca, elimin altından kaçıverdi. ayh yine o his işte !

Dulcinea Z. Belbo dedi ki...

yutubda tabi ki, komodoya allah düşürmedi, düşürmesin. nasıl üç beş tanesi toplanıp bir geyiğe giriyorlar görmen lazım, vicdansızlar, canlı canlı hem de...

murçe dedi ki...

dulsinyamin kertenkele maceralari hakikaten pehlivan tefrikasi gibidir. ama seninki de bir saheser olmayi hakediyormus :)

bu arada simitcil kus olayina bayildim :) simitcil yaa :)

Yorum Gönder