Pages

10 Eylül 2005

090905

Bütünlemelerimin cok da iyi gittigini soyleyemeyecegim. Aslinda kötü gidiyorlar. Ortaokulda tuttugum gunluklerden birini geri dönüp okudugumda “bir daha sinavlar, dersler ve okuldan bahsetmeyecegim” demistim. Yalan oldu tabi. Ne zaman inek oldum ki ben. (Dogumgünümde inekli kupa, inekli terlik, inekli yatak örtüsü almam tesadüftü, degil mi.)

Dün okulda, heidi alyuvarli yanaklarimla dolasiyordum sanirim. Inek mevzu bahisken... Yanaklarimi sıkan sıkana. Ilkokuldan bu yana, yanaklarim bu kadar makas alınmasına aliskin degillerdi, simardilar biraz. Guzel duyguymus. Ozlemisim.

Ilk etapta, isildakla iceri girip salterleri kaldirdigimiz molar anfisinde her zamanki yerimde konuslanmis, sinav pozisyonumu da almis beklerken, sol aciktan biri yanagimi sıktı. Baktim, profesor... “Sen de mi kaldin? Nasil oldu o?” dedi. Bilemeyecegim, oldu iste... Sinavi anlatmayacagim. Hayatim film seridi oldu, periodontoloji bilgilerim etrafinda sarmal olusturdular ve önümden double-helix modunda gectiler. Sinavdan ciktim.

Kantine gittim, cay aldim. (Satodaki hatuna selamlar olsun, cay her daim tuketilebilen, sicak ve bekledikce tadi guzellesen icecektir.) Akabinde kipritci hatunu da sürükleyip merdivenlerden yukari ve disari (alt cenenin büyümesi yönünde) cikarken, ortodonti asistanimla karsilastim. Bilal. Naber dedi. Kötü dedim. “Niye? Ne oldu?” dedi. Sekiz dersten kaldim dedim. Ellerini acti ve six? dedi. Kafami salladim, ellerimi actim ve “sekiz” dedim. Sok oldu adamcagiz. “How did this happen?” dedi arap aksaniyla. Bilemiyorum oldu iste. “See you next year!” dedi yanagimi sıkarak. Guldum.

Guldum.

Eve geldim. Agladim.

Annem geldi, yanagimi sıktı. Evet ben de seviyorum seni cok ve evet saglik herseyden önemli. Hem daha sonuclar aciklanmadi ve bütünlemeleri toleransli okur hocalar. Babam oyle diyor. O da sıktı yanagimi.

Soz sıkmaktan acilmisken... Dislerimi sıkmaktan usandim. Gun basina iki kas gevsetici, bir antiromatizmal ve agri kesici alip gece plagimi takip kafayi vurup yatmaktan da. En cok da sabahlari kalkip plagimi fircalayip suya koymaktan. Nene degilim ki ben. Henuz. Simdi ne mi yapacagim? Asagi inecegim, buzluktan börek cikarip firina atacagim. Sonra da afiyetle yiyecegim. Böörek diye okuyorum, ne olmus, bir itiraziniz mi var?

*Bir de surada bir link var. Tikla.

05 Eylül 2005

040905

robert smith gibi "never" demek istiyorum.
fatima.

02 Eylül 2005

010905

bir süre daha yokum. arayanlar surada burada bulabilir. bulamayabilir de. elli bin kisi varmis. her an kaybolabilirim. tek gidiyorum. evet cok cesurum.

25 Ağustos 2005

240805

Fotografta onumun arkamin sagimin solumun sobe! olmasina aldanmayin. Birkac dakika icinde, onume kocaman uc adam, yanima iki ey turk genci ve arkama da surekli telefonla konusan, "selahaddin, eyup ve bisiy bisiy" isimli üc cocugun babasi bir adam oturdu.
Daha one göz atacak olursak, beyaz peynir kivaminda ingilizler ve biralari ve daha cok biralari ve en cok biralari. "Dizilin!" diye komut verseniz, dönüslerde birbirlerine carpmasin diye kol boyu mesafede durmak zorunda birakacak gobekleri... Bu arada Kimi mi yoksa Fernando mu daha yakisikli diye muhabbete girismis hanimkizlarimiz da mevcutlar, sesleri duyulabilecek mesafede. "Kimi'nin gozleri cok guzel, Fernando kaşlarini alsa aslinda..." Neyse, cahilliklerine veriyoruz, zira herkes bilir ki Alonso'nun cizgi tutturma kabiliyeti tamamen kaşlarindaki killarin dengeyi saglamasindan kaynaklaniyor. Zaten sadece bu sebeple bile, Kimi'nin daha iyi bir pilot oldugunu soyleyebiliriz. Onun yardimci kaşlari yok. Hatta ayni ornek uzre Fernando'nun, benim kayip erkek kardesim oldugunu da öne atabilirim. Fatima da ispanyol ismi degil mi?
Bir hikaye de boyle Finnish'e vardi. Buradan gotik abilerimin hepsini, 8nci viraj kivrakliginda, pistin sicaklik derecesinde, suyu bitmis pilot, sag arka lastigi patlamis araba gibi sarmaliyorum. Bir anda tureyen "formula-1'i astim ben" grubunu daha onceden farketseydim, tasinirken attigim onca f-1 dergisini bagislardim diyorum bir de.
Son olarak; "Briatore! Discover us too..!"*
* briatore, bizi de kesfet.*

23 Ağustos 2005

220805

FINALLY (F-1)NALLY!

20 Ağustos 2005

190805

Bir sure yokum.
Beni arayanlar buradan bulabilirler.

Kafamda kirmizi kasketim, altimda kirmizi pantolonumla savulun diyorum simdiden. Sabah, safak soker sokmez yola koyulmayi planliyorum. Belki ucuncu ve dorduncu isinma turlarini goremeyebilirim evet ama en azindan buyuk yaris oncesi yerime oturup, stratejik baskis acilari gelistirebilirim. DC'nin kosebend cenesi icin bircok insani devirebilirim mesela.

Yumusak yagmur lastiklerini hazir tutun, bol oluklu olsun. Sekiz senenin ozlemiyle geliyorum. Aglayabilirim.

14 Ağustos 2005

140805

sonra;
iste sabah bir kalktim; basim dönüyor! basucumda bir "yapilacaklar listesi". yok yaa, tatile inandigimdan falan degil, ama yine de insana koyuyor "program" denilen sey.
korkarim;
artik öglen 3te uyanmak yok. sabah 6da uyumak da yok artik. "calisiyorum" ayagina yatip asagidan seslenen kimseyi duya duya kandirmak da. sonra, iste uyutacagini bile bile ayran da icilmez artik. süt ürünleri de yok. ha bir de artik "acaba bir program yapsam da otursam bakalim nasil olacak" diye düsünmek de yok, öyle, teskere bekleyen asker modunda.
aksama dogru,
birkac arkadasla bulustum. pek iyi hissetmiyordum, bademciklerim de sismisti. hayal meyal ictigim seyin tadini animsiyorum. gece pc'nin basinda downloadlarla ugrasiyordum. sonra, iste sabah bir kalktim; basim dönüyor.
iyi
yasardim aslinda ("rutin" dediklerimi hesaba katmazsaniz)

bu nasil karsilastirma yahu! tatil nerede, cay demlemek...
söyle bakalim, nefis bir cay demlemenin püf noktasi nedir?

(sabri kalic der ki; all i say here is a damn pack o'lies)

08 Ağustos 2005

080805

bütünleme stresi aslinda bircok seye benziyordu. ama bircoklariyla da uzaktan yakindan alakasi yoktu.

masaya oturdugum zaman kendimi daha gerekli seyler dusunurken buluyordum. mesela diyordum, altinci bir parmagim olsaydi neye benzerdi? hipopotamlarin solunum sistemi ne kadar komplikeydi? kurbagayi öpüp prense dönüstürme fikri ilk kimden cikmisti? sonra ayaga kalkiyordum. gidip yuzumu yikayip, dislerimi fircaliyordum. oturup devam ediyordum calismaya. milletin önkoluna igneyle delikler acip 15 snde bir, filtre kagidiyle silip kanama zamanini ölcüyordum. uyuyordum. uyaniyordum. yuzumu yikayip dislerimi fircaliyordum.

ust kata ciktim.
ablama anlattim.
dedim ben sanirim strese girdim. aslinda tam olarak oraya gitme sebebim bu degildi. burnumun ustunde bir aydir ben misali duran siyah sey yok olmustu. onu gostermeye gitmistim. sonra oraya ne icin gittigimi unutup oturup aklima ilk gelen seyden bahsettim. butunlemeler kolay olur dedi. aliskanlik yapmaz umarim diye de ekledi. bunlari soylemesi iki saat surdu. sonra mikrop calismaya gitti. ben de yatagima gittim.

hala aklima ilginc sorular geliyordu, mesela neden basucumdaki saat elektrikler gidince tamamen fonksiyonsuzlasiyordu? neden elektrikler kesiliyordu? bu sene bana neden iki cift mor inekli terlik, bir adet inekli kupa ve inekli carsaf hediye edilmisti?

bu sirada hastanin eritrositlerini mikroskobik inceleme altina almistim. saydigimi söylememe gerek yok. hipokromatik mikrositik anemik bir hastaya demir verirken buldum kendimi. bir yandan masanin ustunde duran pizza hut promosyon leafletini de incelemekteydim. kendime akdeniz usülü pizza ismarlamaya karar verdim ama telefon asagi kattaydi ve gidemeyecegimi düsünüp vazgectim.

iste, bu kadar dolu dolu yasiyordum.
sonra birden bire olaganustu birsey oldu. ve tum hayatim degisti. slim-shaper reklamlarinda 15 kilo veren hatunlar gibi yasamimda yeni bir sayfa ve koca bir dolap dolusu "atilacak kiyafet" olustu. pekcok kere oturup önemli sorular düsünmemin, ders calismamin ve tabii ki dislerimi fircalamanin sonucunda...
pft.
kimi kandiriyorum?
tabii ki hicbirsey olmadi.

sadece koltukaltimi gidiklayip guluyorum.
gidiklanmak bir kas defektiymis. mesela.

bu arada; zifirin son sayisi bugun avrupayla ayni anda vizyonda. ister soldaki frame'den mutfakta neler oluyor'a tikla, istersen buraya. evet taam burasi. aslen burasi da olabilir. bilmiyorum.

06 Ağustos 2005

050805

Düsünün ki bir tropikal adaya düstünüz. Günlerdir bogazinizdan gecen tek sey "hindistan cevizi". Ve derken gökten bir derin dondurucu düsüyor. Icinden de "hindistan cevizli dondurma" cikiyor. Bu durumda ne yaparsiniz? Üzgünüm, ben hayali bir gitar alip air-solo atmam. Ellerimi havaya kaldirip "Tanrim! Tanrim! N'aptim ben?" derim.

Gecenlerde yolda durdurup Millward Brown temsilciliginde yine bir dizi ankete tâbi oldum. Onlar beni seviyor. Ayni adamlarin bu sene icinde ikinci kere rahatsiz edisleri. Sorun degil. Vakit öldürüyordum zaten. Bana, eline bebek corabi gecirip, memesini oksayarak "anne güzel, anne cici ama anne sütü bittii..!" diyen hikmetine henüz sir erdiremedigim reklamlari izlettirmeselerdi kesinlikle daha mutlu olurdum. Tabi, o kadar coffee-mate reklamindan sonra, elime kahve verip, merdivenlerde bana "mate" olmalari da gerekirdi degil mi?

Yakin zamanda elime bir taramali tufek alip turk telekomu basmaya gidecegim ayrica. Bu hususta "mate" aramiyorum kendime. Ben bizzat kendim gidip cozecegim meseleyi. Bu hafta yaptigim 11nci aramada bana hala "sizi bilmemne servisimize baglayacagiz" ve daha da hosu "ariza kaydinizi aldik, en kisa sure icerisinde halledecegiz" diyen tum personeli, önce bacaklarina bacaklarina dogru kursunlar sikarken ben, omuz omuza sirtaki yapar pozisyonda görmek, akabinde "en kisa sure icerisinde halletmek" istiyorum. Bilmeyenler icin sorunumu söyle özetleyeyim;

"sor... (hattan düstünüz)
..unu... (hattan düstünüz)
..mu... (hattan düstünüz)
...mmumgh...!"

Simdi portakal soslu ördegimi yiyecegim. Agzimi sapirdatirken 444 0 375'i arayip "buyrun ben iseyaramazcan, nasil yardimci olabilirim" le görüsecegim. Siz bu arada tropik adada "hindistan cevizli sütlü dondurma" yiyin, üzgünüz anne sütü bitti.

01 Ağustos 2005

010805

"green light is a permission
yellow light is a decoration
red light is just a suggestion"

24 Temmuz 2005

250705

kuzum, uyarilarim var size.
yakin arkadasimsaniz size mismatchlik yapabilirim. hatta ayni soruya koyar, farazâ b harfiyle 5nci maddeyi eslestirebilir ve dogru cevaba 25 puan verebilirim. sinif atlatabilirim.
eger agziniz bir defa sevgi sozcugu ürettiyse bir tur daha atmalisiniz etrafimda. sonrasinda parmaginizda yuzugunuzle "cok ciddiyim" diyerek karsinizdakine nisan haberinizi verebilirsiniz.
sevgi sozcuklerinden fakir, sevgiden zenginseniz, birbucuk sene kadar ziyaretlerinizi sürdürün. sonunda karinizla cocuk planlari yaparken cocuklardan kiz olaninin adinin uzayda benimkiyle cakistigini anlatirken bulabilirsiniz kendinizi.
henuz olmamis ve dengesizseniz, on ayda bir özür dilemek icin mum yakin. mumun üstünde kina isitip avuclariniza surmeniz de tavsiye edilir. ben degil, prospektus oyle diyor.

kapi girisi ucretsizdir.
ancak her ziyaret sirasinda kirpigimi kasimi yolmaktan vazgecin.
telli baba degilim ben.
sayenizde radyasyona maruz kalmis cernobil gibi oldum.
akut zararlari ben cekiyor gibi gözükebilirim.

*yediklerinize dikkat edin. topraginiza karismis olabilirim.

230705

Birseyler yazacaktim da, canim onu bile istemedi.
Önce seytana ruhumu satacagim.
Sonra da gidip yemek yiyecegim.

13 Temmuz 2005

120705

cay koymak icin mutfaga gittim az önce. malumunuz yarin tasiniyoruz. evde seker bile kalmamis. elimi sacma sapan yerlere daldirip birkac kup seker cikarirken (ki not edin kup sekerlerle aram iyi degildir) tvde bir blendax reklami gordum. tamam, blendax reklamlari da, geri kalan bir yigin sampuan reklami gibi sacma. ucagin kabininde saclarini yikayip orgazmik cigliklar atan hatunlar, "ay cok egleniyoruz" diyerek birbirlerinin saclarini yikayip kurutan, nazar boncuklari takan, gerekirse don dale diye sarki soyleyen hatunlar... bunlarin bir de erkek versiyonlari var tabi. kepekler omuzlarinda felan. sonra muhtemelen bdsm sitelerinden firlamis bir hatun arkadas elemanin sacina yapisir, ceker ceker, elemanin kafa derisi yuzulecektir ama saclari kopmaz.

bana tanidik birseyleri cagristirdi dogrusu... derler ki, hastanin disi kirilsa dahi dolgusu kirilmamali...

neyse, efendicagizima soyleyeim, bu defaki reklam iyice komikti.
3 kizcagizimiz var, birbirinden anoreksik. allah bunlara hicbirsey vermemis bir tek sac vermis dedirtecek kadar da "hacimli" saclari var. bir gece kulübünün lavabosundalar. ve ne yapiyorlar? hayir hayir, kusmuyorlar. bunlar bulumik demedim ki, anoreksik dedim. her neyse. bu hatunlar, cantasindan ace cikan ayse teyze misali cantalardan sampuan cikarip, gece kulübünün lavabosunda saclarini yikiyorlar!!
bu kizlardan 2si yakin arkadaslarmis. bunlar konusuyorlar, "gitarci cocuk cok hos ya.. benim saclari goruru tav olur bu. e konser modu tabi saclar elektriklenecek"
ve buradan, blendaxin bize vermeye calistigi mesaji hemen aliyoruz.
hamis; blendax sacin elektriklenmesini onlermis. yemisim.
neyse, bu arada cantasindan blendax cikarip, saclarini yikayan (ve bu sirada ustundeki kiyafetini cikarmayan) kizcagizimiz, kapidan cikip kulübün icine giriyor ve aslinda olmayan cantasindan bir baska sey daha ciakriyor; polaroid fotograf makinasi! ve kendi fotografini cekip gitar"ci" cocuga atiyor. sonra vokal de bunu sahneye cikariyor.
ve buradan, blendaxin bize vermeye calistigi 2nci mesaji da hemen aliyoruz;
hamiş; saclari "hacimli" ve "elektriksiz" olmayanlar sahneye cikamaz, ne kadar anoreksik olursa olsun.

tesekkurler! buyuksun.

neyse, simdi olayimiza geri donelim, reklamin bu kadari yeterli.
efendim, "done done geldigim" ve hatta "üc gülünden biri" oldugum buyuk camlica tepesinden son kez sesleniyorum (halkima!?). son kez seslenmenin hatrina, pederin laptopunu cekip, dsl modemi de salona uzatip, balkona kurulmus, bir yandan cay yudumlarken, bir yandan da manzara keyfi cikariyorum. poyraz da guzel esiyor oh oh.
efendim kadrajda sabanci ve kocun ikiz tepeleri, ciragan sarayi, ortakoy cami, marmara denizi, bogaz koprusu ve elbette kopru trafigi var. okulun terasindan evimi gorebildigim icin (ya da en azindan evin land marki haline gelmis saturn halkali vericiyi), buradan okulun gorundugunu de soylemek isterim. hic gormedigim birsey ya, ne enterasan!

diger eve tasindiktan sonra dsl in baglanmasi, tabi pc yi kurma cabalarim vs yi de eklersek, muhtemelen bir hafta ila 7 gun arasinda meydani diger yigitlere birakiyorum.

yoklugumda bol bol cay icin, ayaklariniza poyraz yedirin ve saclarinizi blendaxla yikayin. yürü.

11 Temmuz 2005

100705

bugun ufakligi parka goturdum.
salincaga bindi ben de arkadan ittirici gorevindeydim. kilo almis bariz. ya da ben gucsuzlesmisim. herneyse.
yan salincakta muhtemelen yedi yasinda bir velet, ayakta sallanmaktaydi. bizim ufaklik icin sorun teskil ettigini dusunup cocuga aynen ilisikteki kelimeleri soyledim;
"cocukcugum, oturarak bin bakayim su salincaga."
cocuk oturdu.
...
sanirim cocuklari korkutacak kadar buyudum.

09 Temmuz 2005

080705

Blogger: Term used to describe anyone with enough time or narcissism to document every tedious bit of minutia filling their uneventful lives.

*maddox knows it all*

08 Temmuz 2005

070705

mini mini bir kus donmustu
pencereme konmustu
aldim onu iceriye
cik cik cik cik otsun diye
pirpir ederken canlandi
ellerim bak bos kaldi...

*pirpirpir*

04 Temmuz 2005

030705

eller narin.
eller yarali.
eller granulatif.
eller kuru.
eller islak.
eller kremli.
eller guzel.
eller kirli.
eller duzgun.
eller sicak.
eller soguk.
eller icice.

kimin eli kimin elinde?

ben de oyuna varim. kale kapanmadan, avcuna mum dikebilir miyim.

*sonra da omzuna yaslanip ada ada dolasabilir miyim.*

01 Temmuz 2005

300605

resmen* bir telefon sapigim var sayin seyirci.
guzellik uykumun ortalik yerinde daha aralanmamis gozler ve ayaga gecmemis inek desenli terlikler birlesiminin yarattigi, 4ncu ram'inin icine edilmis insan modundaki fatima'yi kaldirdigi yetmezmis gibi ilk "efendim"den sonra kapatiyor. insan en azindan "merhaba!" der. hani bunu yapmayanlar icin üfleme ve tusa basma varyasyonlari da mevcut.

naproksen grubu ilaclarin yarilanma ömrü 13 saat ve sabah 5te aldigim agri kesici su siralar itrah edilmis durumda. her an agri baslayabilir, hersey olabiler hatta.

simdi uykuma kaldigim yerden devam ediyorum. en son antikacilar carsisindan cikip yaz olimpiyatlari izlemek uzre balkona segirtmistim. yorgan bir taraflarimi örtmüyor ve evet hala yorganla yatiyorum.

baska sorusu olan?

*"resmen" kelimesini hatirlayabilmek icin ingilizce sozluge "officially" yazdigima inanamiyorum.*

28 Haziran 2005

270605

sabahlari "uyan tembel insan... kalkip ders calisacaksin daha! sinavi unutma!" diye uyandirilmanin nesi iyi olabilir.

bunu dusundum.

sonra dedim, iyilik skalasi 1den 10'a kadar uzaniyor ve 10 "en iyi"yi gosteriyorsa, 8,5 veriyorum bu duruma. kirik puanlar da sadece uyandirilma sebebinin sinavla bagdasiyor olmasindan kaynaklaniyor.

bir uyandiranim da var diyor, "hahhayt" diye şuh bir kahkaha atip, elimi belime dayayip seke seke uzaklasiyorum.

* selcüt ben yukari gidiyorum, sen de asagi in bakalim orta yolda bulusabilecek miyiz? eh görmüyor musun koskocaman egim var canim..! ;) *

20 Haziran 2005

190605

kahve icesim var.

buram buram kahve kokulari gelirken soyle alttan alttan, agzima café americano alip bir iki tur attirip, dilimle damagim arasinda tad biraksin diye bastirip yutasim var. sonra "nam nam" diye sesler cikarip guzelmis hakikaten diyesim. karsimdakine gulucukler atasim var.

simdi 1-2-3'e kadar sayiyoruz. eksenimiz etrafinda bir tam tur atiyoruz. topuklari birbirine vuruyoruz. hop hop hop.

mutlu olasim var.

*mutlu olasim var.*

16 Haziran 2005

150605

sabahleyin n'sync mirildanarak uyandiysaniz, geceleyin ruyanizda mtv acik kalmis olabilir. oraniz buraniz agriyorsa pencereyi de kontrol edin hazir baslamisken.

pencerem acik, nick cave mirildanirken, justin timberlake'in ruyama tecavuz etmesi cok sinir bozucu. sirtim da agriyor hem. üc günde bes finale girerek tavan yapmaya calisirken kendi capimda, durup da uyudugum iki-uc saatte enterasan aktiviteler de yapmak istemiyorum kuzum. uyumak istiyorum. evet bundan. bundan. bundan. aferin.

dislerimi sıkıyormusum geceleri, sabahlari eklem agrilariyla uyaniyormusum, yorgunluktan ölüp bitiyormusum, dönüp duruyor bir türlü rahat edemiyormusum, kapimin kolunu kirmisim, gece uyanip su icmeye gidemiyormusum, bogazim kuruyormus kuruyormus ama soyleyemiyormusum.

bir bruksizm* hastasina "az kaldi, disini sık. ama pdl**ne zarar vermeden" deme kuzum. deme. deme. evet boyle.
belki implant cakmani istiyorumdur.
tam buraya. iste burasi.

* dis sıkma/ gıcırdatma
** (kıs.) periodontal ligament; disleri cevreleyen ligaman.

10 Haziran 2005

100605

yatakta dört dönerken akla gelenler listeme fantastiklik parametresini baz alarak bir numaradan birsey ekledim.
guzel guzel tümörlere calismis, yatagimda kivrilip yatmistim.
2 saat sonra sabah oldu. kapiya kizkardes geldi. kizkardes tisort istiyordu. petrol yesili olsundu. dolaptan cikarip kapidan atildi. yataga geri donuldu. sol-sag-yatak neden kucuk derken, akla o kacinilmaz, o muazzam, o dehsetengiz soru geldi;

"adenomatoid odontojen tümörün radyolojik goruntusu nasildi?"
nasil unutabilirdim?
nasil affedilirdim sonra?
mavi tel mi kirmizi miydi yoksa?
***
yatak sicak. yatak kucuk.
oda soguk. masa uzak.
kalkmalisin.
***
monolokuler miydi acaba? nasil gorunuyordu ki radyolojikman.
kalkmalisin.
hayir hayir, gomuk dis vardi sanki, etrafinda da sivi...
kalkabilirsin.
alt cenede miydi... ust muydu? seviyor mu? sevmiyor mu?
kalkabilirsin biliyorum.
***
birden bire bacagimda bir tümör belirdi. disa dogru buyuyordu. once ufak bir et beni seklinde. genisliyor, yayiliyor, buyuyor, sisiyor. sonra bacagimla baglantisi cizgi haline geldi, sonra daha da ufaldi. bir sap seklinde bacagima tutunuyordu. derken "pit" dedi (evet bunu dedi) ve bacagimdan ayrildi. bu asamada dile geldim;

"bana bak tümör... simdi vücudumdan ayrilmis olabilirsin ama sunu bil ki, sen hala bana aitsin. ve beynimin uyartilari hala seni etkileyebilecek gücte."
...
"sana emrediyorum. hemen masanin yanina gidiyorsun ve bakiyorsun..."
...
"adenomatoid odontojen tümörün radyolojik goruntusune tabi ki... seninki de soru mu simdi!"

tümör masaya yaklasti, "hadi..." dedim. yaklasti ve dönüp sunu dedi;
"dit dit..." ve muzik calmaya basladi.
***
ruyamda bile mutlu sona ulasamamak ve "meger hersey bir ruyaymis" diye bitirmek can sikici... olsun... ben de hala mail bekliyorum. mutlu son?

*bu arada adenomatoid odontojen tümör, 1-3 cm capinda belli sinirli monolokuler radyolusent gorunuyormus.*

05 Haziran 2005

040605

Evet, aslinda simdi size komik seylerden bahsedebilirim. Mesela, besiktastaki durumcunun duvarinda asilan Van Gogh tablolarindan. Sunflowers deli gibi istah aciyor elbette, bunu nasil bilmezsiniz?

Literatur cevirilerinde gelinen son nokta; TDK’nin bile uretemeyecegi kadar cok “turkcelesmis” kelime meydana getirmekten bahsedebilirim. “EGTA’nın Makrofaj Adezyonundaki İnhibitör Etkisinin İn Vitro İncelenmesi” icin 10 üzerinden 9 vermek lazim. 1 puani da tahmin edilebilecegi uzre, icerdigi “incelemek” kelimesinin tamamen turkce olmasindan kiriyoruz. Şelatör, smear tabakasi, 37 derecelik nemli medyum, irigant, enfeksiyöz yapi, dekalsifikasyon, immünite, proçes aslen türkce tabirlerdir. 2006 tdk sözlügüne gireceklerinden umutluyuz.

Ama bunlardan bahsetmeyecegim, aksine alisilageldik bir yakinma sebebinin alisilagelmeyen bir versiyonunu önünüze serecegim;

Final tarihleri aciklandi. (İste tam burada durup ah-vah etmem gerekli ama...) İlk defa bu sene okulun kapanmasindan dolayi üzüntü duydum. Bir hafta daha açık olmasi icin bircok seyi verebilirdim. Simdilik sadece msn adresimi veriyorum. Bir sonraki adimda bir kahve icmeye davet edecegim. Sonrasinda sarki yazabilirim, blogumda atifta da bulunabilirim, frappe icip ortalikta takla da atabilirim, belki icmeme bile gerek kalmaz hani. Cekimler yapacagim, önce arapca, sonra farsca, en son turkce. Hint-avrupa dilleri cok zenginler, hatta bir hafta nöbet tutarsan aslen sen de iyi para kazanabilirsin. Pek bir garip.

El sallayin bana ahali. Yaniniza davet edin.

*Mutluyum bugün*

30 Mayıs 2005

290505

yere oturup, seyyar gozluk saticisindan bir gunes gozlugu alip onume mendil acip ve flas der ve palahniuk'culuk oynayip bagirirdim;
flas!
bana komedi ver.
buyudum ve kendime ait gunes gozlugum var. oturup bir vapurun yan tarafinda kitabimi okurken aklima geliyor. komik degil miydik?

*degil miydik?*

28 Mayıs 2005

270505

kendimi enayi gibi hissetmeye basladim. bakin bayim, bu cok sik gelmez basima.
otobüste yer veriyorsam size beyfendi, oturacaksiniz. siz oturduktan sonra, ben de itis tikis otobuste anca kapi önünde yer bulabilmissem dikilirim. inerken bana carptiginiz icin özür dilemeniz ve yer verdigim icin de tesekkür etmeniz gerekirken dönüp "kapinin önünü tikamislar" derseniz, agziniza o laflari tikamak isteyebilirim. cinnet gecirdigimden degil. cekip gittigimden degil. ben özgürüm de diyebilirim.

ve sen kücük bayan,
her sene protez finalinde ayni model üzerine parsiyel protez yapildigini bildigimden ve bende bu model fazla oldugundan sana bunu veriyorsam cöpe atip bana "ama digerlerine haksizlik" demen senin safligini degil salakligini gösterir. üzgünüm, yedekten de olsa bu kontenjandan kisileri almiyorum cidarima. uza.

siradaki...

kimsenin sevgilisinin ödevini yapmak icin gece 2den sabah 6ya kadar literatür ceviremem. ingilizcem cok iyi, kahretsin. simdi hepiniz toplasin ve kanon yaparak bana zuhal olcay verin, sen bana fazla iyisin deyin. tiz sesleri beyler cikarsin, pesleri bayanlar. susun sonra, fazla pas yapiyorsunuz. demir sülfat bosaltip kanamanizi durdurabilir miyim mesela? ter bezlerimi daraltan gazi üstünüze boca etsem, bir daha sizin icin ter dökmek istemedigimi anlatabilir miyim misralarimda? dokunabilir misiniz ter bezlerime ellerinizle?

*bana kin ver.
bana öfke ver.
bana tolerans ver.

23 Mayıs 2005

220505

fizyolojikman endorfine susamis bitter bunyeli cikolata bedenin fermuarlarini indirip iteklesek hani samanlikta basip, alttan da alsak hos olmaz miydi?

carsambaya ortodontiden tel projemi teslim etmem gerekiyor. ama aylarca dusunmeme ragmen ne yapacagima karar veremedim. bir jester yapayim dedim, sonra zor geldi tabi. telden cin ali'ye top attiramayan yapi, isiga da ilik sut iciremedi. sonunda balkondan bakarken "bogaz koprusu" yapayim, bir de altunizade tabelasi koyarim asya tarafina dedim.

balkondan bakip ortakoyu seyredisimin son demlerindeyim. abuk subuk bir yerlere mustakil evlere gidiyorum. iniyorum dag basindan done done diye sarki soylerken samimiydim hep. bundan sonra daglari deldim, colleri astim'a terfi ediyorum.
okulum, evden 2 saat cekermis. fatima kargalar bisiylerini yemeden yola koyulacakmis. ama ne hos, artik sizlere degistirdigim 4ncü vasitadan da seslenebilirim. sabahlari agiz kokusu yaninda goz capagi incelemesi yaparak, ferdlerin kac saat uyuduklarini da kesfedebilirim (geceki mönünün yanisira).

pollyanna aslen misirdaki halamdan bana miras kalan tek seydi. ganimetleri paylasabiliriz isterseniz. bana kafa kol verin, sabah sabah cok asabi olabiliyorum.

aromali caylari hic sevmiyorum. laktoza intolerant bir vucudum var ve suttozu da reflü yapiyor.

20 Mayıs 2005

190505

kiyametin kucuk alametlerini siralayin bana dostlar;

acaba otobuste brosur dagitilmasi bundan midir? tanimadiginiz bir insanla yangin merdiveninde 45 dakika cene calmaniz? biskuvi uzattiginiz bir temizlik görevlisinin "biskuvin de bayatmis peh!" demesi? bilmemkac senelik kuaförünüzün sacinizi ilk defa istediginizden "kisa" kesmesi ve sonra da "e modelde de boyleydi" diye cikismasi? cebinizdeki 5 milyonun teorikte sizi 1 hafta idare etmesi gerekmesi? ilginc bir sekilde etrafta "retail therapy!" diye volta hatta nara atmaniz? erkek kardesinizin, 6 senelik gitarinizi balkondan asagi atip tuz-buz etmesi ve ustune sadece "tuz-buz" diyebilmeniz? son 1 ayda ders kitabi disinda kitap/dergi vb'ne el atmamis olmaniz? aa final döneminde ev tasimak da buna dahil midir peki? horoskop haritalari hakkinizda soyle-boyle diyorsa, suratinizda alik bir ifadeyle dolaniyorsaniz, pc'niz kendi hegomonyasini ilan ettiyse, etraftaki brosurleri okuyup "cumhuriyet ne demekti ya" diyorsaniz, sonra cumhur ve iyet diye eke-köke ayiriyorsaniz ve icinizde öss ye girme aski doguyorsa, "aah simdi istanbulda olmak vardi anasini satayim" derken taksim meydaninda dikildiginizi farkediyorsaniz gunesin batidan dogmasini beklemenize gerek yoktur.

her sabah soldan kalkiyorum, "sirit" demeyin, "333" derken bile fotojenik degilim.

15 Mayıs 2005

140505

sinavlarim dun itibariyle sona erdi. yakin zamanda sinav sonuclarimin tamamen aciklanmasiyla birlikte buraya yazarim. sonra hesaplama yapariz;
(ilk vize + ikinci vize) . 40% + final x 60% >= 60
iste butun hesaplama bu.
tum sene boyunca bunun icin calisiyorsun. ilk iki vize sonucunun ortalamasi 58 ve ustu olmazsa final sinavina baraj notu olan 60'tan giremiyorsun. kafa karistirici mi? ah hayir. sinav doneminin bana kazandirdigi bazi istatistikler veriler daha oldu. mesela;
4 hafta icerisinde 12 yazili, 1 sözlü sinav oldum.
haftasonlari haric toplam 82 saat uyudum.
76 dise kanal actim, bunlardan 32 tanesinin kanallarini doldurdum.
96 adet periapikal radyograf cektim.
4 röntgen dosyasi kullandim.
30 preparata baktim.
3 hastanin distaslarini temizledim.
toplamda 12 dolgu yaptim.
aletlerimi 13 kere sterilizatore verdim.
17 kere hastalara telefon ettim.
6 kere hastalara "paranizi ödeyin" dedim.
2 kere agri kesici ictim.
63 fincan kahve ictim.
29 bardak cay ictim.
17 bar cikolata tükettim.
85 kere otobuse bindim.
1 kere cep telefonumu evde unuttum. (telefon kartim yanimdaydi.)
1 kere cuzdanimi evde unuttum. (cep telefonum yanimdaydi.)
1 kere kalbimi unuttum. (aklim yanimdaydi.)
358 kere "of" cektim. (331'i okul yuzundendi.)
504 kere de "sikildim" dedim. (504'u okul yuzundendi.)
gunde ortalama 4 kere alarm kurdum.
haftada sadece 2 kere ram'e ulasabilen uyku uyudum.
haftada sadece 2 kere ruya gördüm.
birinde bana imidazol veriyorlardi.
digerinde vitalite testi yapiyordum.
tekrar ediyorum;
hafif palpasyonlari tolere edebilirim.
vitalite testine gelemem. yasiyorum.

08 Mayıs 2005

070505

bir suredir internet ustunde beni goremeyip ozleyenleriniz, ne yapiyor bu kizcagiz diyenlerinize ithafen hazirlanmis bir adet yazidir su asagida goreceginiz.

mesgulüm.

heheh.

olay su ki, son 5 gun icerisinde 4 adet sinav, 2 adet hasta detertraji, sinavlar, ödev teslimi, ceviri ve benzerleriyle ugrastim. hatta öyle ki 5 gunde toplam 12 saat uyuyarak rekora dogru kosar adimlarla ilerlemekteydim.

öyle ki dün gece müdahil oldugum konserin ilk yarisinda ara ara esnememi gizlemek adina dudaklarimi kapali tutarken burun kanatlarimin genisledigini hissediyordum. allahtan alandaki tek esneyen ben degildim. skeet ulrich arkadasimiz da kolpa esnemeler ve bayik gozlerle eslik ediyordu duruma. ilk yarisi pek icacici olmayan, teknik aksakliklarla dolu konserin ikinci yarisinda gercekten eglendim.
konserin ortalik yerinde nokibey üzerinden elini uzatip elimi sikan, konser sirasinda slow sarkilarda elele tutusup eslik etmemizi saglayan ve konser sonunda ortam durulunca tanistigim isvecli sevimli hatun johanna'nin, pain of salvation vokali daniel gildenlow'un karisi cikmasi da pek eglenceli bir tesadüftü. kuzey insanlari belki de o kadar soguk degil!

evet iste hersey bu kadar. eve gelip biraz hamam böcegi avladik gece gece. havuz tadilatta da...

30 Nisan 2005

290405

tarihi atin bir köseye;

28 nisan 2005.

09:00 - cerrahî dersi iptal.
10:00 - periodontoloji dersi tam 12de bitti.
12:00 - 12:15'e kadar bir bisküvi paketi ve kapucinoyla muamele olduktan sonra, yoldan gecen bir iletisim ögrencisine bisküvilerin geri kalanini vererek 4ncü kata ciktim. ilk hastami aldim.
13:30 - diger hastam geldi.
15:00 - bu hastayi da azad ettim. klinik yoklamasina imzami atip, alt binada endodontiden kanal tedavisi ödevlerimin (dislerin...) röntgenlerini cektim. tekrar geri dönüp 5nci katta bu röntgenleri banyo ettim. asistandan onay almak icin asagi geri indim. asistan kartini unutmus. 5nci kata geri ciktim. islerin sadece yarisina onay verdi. geri kalanlar repete (tekrar)...
18:00 - eve geldim.
18:30 - ertesi gunku sinava calismaya basladim. arada yemek molasiyla birlikte 22:30da konularin yarisini bitirdim.
22:30 - repeteleri düzenlemeye basladim. (29 nisanin karasularini ihlale basladik.)
02:00 - repeteleri bir köseye biraktim. bir tost yedim. kahve ictim. sinav icin geri kalan yariyi calismaya basladim.
04:30 - yattim.
06:00 - kalktim. 1 saat sinav konularini tekrar ettim.
07:30 - evden ciktim. sinava girdim, sinavdan sonra yine bisküvi paketinin arta kalani hediye edilmis ve kapucino elimde olmak suretiyle röntgenleri cektim. banyo ettim. geri kalan onaylari aldim.
13:30 - günün ücüncü dersine girdim.
17:00 - eve geldim. sirilsiklam oldum.

bu gece dislerin kanallari dolduracagim ve yarin acik bir dishekimi bulup röntgenleri cekecegim. haftaya 4 sinavim, 1 cevirim, 1 ödev teslimim ve 2 klinik nöbetim var.
izninizle size sunu diyecegim;

dilbert

*tatlim, mayisin 1'ine kadar kola kotasi koyuyorum sana.*

26 Nisan 2005

250405

kasiyerlik ince is.
bugun ihlamurderedeki migrostan, elimde sisesi guzel gazli bir icecekle cikmayi hayal ederken, gercekten gaz"li" bir icecegi kastetmistim. barkotu okutulmak üzre önce sag, sonra sol, sonra kafa üstü (vertikal, horizontal, transseptal, sagittal...) poziyonlara sokulan ve en sonunda "0,65" yazisi ciktiginda "bunun icin deger miydi!" dememe sebebiyet veren, gazi kacmis bir icecegi degil... soguk oralet kivaminda portakal suyumsusu icmek de cok eglenceli degil.

sinavlarin, bana her devirde getirdigi yeni bir icecek oluyor muhakkak. gazi kacmis portakal esansli musluk suyu bunlardan biri degil elbette. olaya ilk el attigimda nescafe hos görünüyordu, sonra bilimum esansli caylar, reflü, enerji icecekleri, tasikardi, buzlu caylar, diürez... derken artik bazi seylere kota getirmeye karar verdim.
buyrun, iste burasindan yakilacak bir liste;
gece yarisinda yapilmamasi gerekenler;

- ders calisirken uyumak
- uyumamak icin dis fircalamak
- karninin aciktigini düsünmek
- gece gece kalbine inmek
- ayran icmek
- süt icmek
- inme gecirdikten sonra üstüne soguk su icmek...

simdi duyar gibiyim. bu sinav döneminde hangi icecegi kesfettigimi soruyorsunuz.

*buz gibi soguk su.*

25 Nisan 2005

240405

bugun sex and the city'nin eski bölümlerinden bir tanesi yayinlaniyordu. carrie ile mr.big'in ilk karsilasma anlari. tabii ki, olaylarin sonucunu bilen her turk veledi gibi, köseyi dönmeden evvel kurbana "dur, sakin dönme!" diyesim geldi. tuttum kendimi. elimde cay vardi zaten.

bazen böyle bile bile lades diyesi geliyor olabilir insanin. sabah uyandiginizda akliniza gelen ilk kisi, aslinda aklinizdan gecmesi gereken son kisi de olabilir. ama düsününce, eger gülümsüyorsaniz, kimin umrunda?

zaten carrie, mr. big'le sonunu önceden biliyor olsaydi da o köseyi dönerdi.

*ben de yatakta döndüm.*

update bilgi: belki de dönmezdi. kahretsin. neden tv'dekiler bizleri duyamiyor. hı? hı?!

24 Nisan 2005

230405

ahududu receli... ahududu receli...
ve nutella!


*bayramim kutlu olsun!*

16 Nisan 2005

150405

bana sorulan sorulara cevaben, teorikte yeni "anatomik olusumlar" meydana getirdigim bir sözlü sinavindan sonra bazi gözlemlerimi sizlerle paylasmak istedim;

numara sirasina göre sandalyelere oturmak fikrini cidden düsünmüstüm daha önce. pratikte de cok hos gözüküyormus. bu sayede insanlari "numaralarla" cagirabiliyorsunuz. ben de buna karsilik söyle diyorum; "1984, ayaga kalk!"

bir insana "neden senin ismin fatima" diye sormak, "neden erkek degilsin?" diye sormaktan farksizdir. "uyuyor musun?" diye sordugunuzda size ne cevap veriliyorsa, ben de onu vermek istiyorum; "susarsan uyuyacagim."

universal, evrensel demektir. (ve evet, fatima universal bir isim.)

klinik gözlemlerden bahseden bir ögrenciye "bana masal okuma" diyip, akabinde sıçanlarda yapılan radyasyon testlerini merak edip soruyorsaniz, size rorschach kisilik testinden baslayan bazi testlere tabi olmanizi salik verebilirim. bu durumda 5000 radlik radyasyon yemis fare gibi suratima bakmayin.

hasta basini saga sola oynatirsa röntgende ne gibi problemler cikacagi umrumda degil. eger hasta o cenelik ve burunluga ragmen basini saga sola cevirebiliyorsa, dudaklarimi kipkirmizi boyayip hastanin alnindan öpecegim ve eger bu izin silinmesini istiyorsa, alnini o lanet olasi cihaza yaslamasi gerektigini soyleyecegim. istemiyorsa, telefon numarami verebilirim. ve ilk bulusmada pavlov'un köpeklerinin hatta dingo'nun eseklerinin bile 2 seansta ögrenebilecegi, "kafani oynatma!" direktifini anlamayan biriyle cikamayacagimi söyleyebilirim. bu biraz zahmetli olur. selobantlar ne ise yariyor?

eger hocanin biri masanin üstüne kalemini firlatip "pes, bu kadarini görmedim!" diyorsa "ohooo bende daha ne isler var." diyebilirsiniz.

bizim memlekette söyle bir söz vardir;
"ilim cehli alir, eseklik bâki kalir".
ve sunu soylemeyi borc biliyorum;
- hocam... hocam... sizin kulaklariniz neden bu kadar uzun??

05 Nisan 2005

040405

eger (hey) kucuk kiz, onu rober street*te arabanizla dolastirma vaadenize uymak istemiyorsa, akliniza kirmizi baslikli kizi getirin.

midenizi acip ona büyük annesini emanet etmeden önce, mide enzimlerinizin büyükanneyi parcalamis olabilecegi ihtimalini göz önüne alin. etobur bir tilkinin mide enzimlerinden korkulur. büyükanne orada kaldigi 2 saat icerisinde kismen parcalanmis ve muhtemelen derisi kalkmis halde, bir ihtimal kurtarilabilir. bu süre uzadiysa, tilkiyi öldürmeye bile degmez. büyükanne ölmüstür ya da asit yaniklari, zaten yavaslamis olan metabolizmasinda, kesinlikle iz birakacaktir.

bazi seyler böyledir.

yanmis bir tavayla bastan yemek yapmaya kalkmak aptalliktir.

* Hey little girl wanna go for a ride ?
There’s room and my wagon is parked right outside
We can cruise down rober street all night long
But I think I’ll just rape you and kill you instead *

31 Mart 2005

300305

bazen hersey metaforik gelebiliyor.

sabahleyin son basamagindan anca binebildiginiz bir otobüs, taskin bir dolguyu animsatabiliyor. 72 saniye boyunca kirmizi yanan bir trafik lambasi ise 72 saniye dolguyu kivamlamaniz icin gerekli olan ışın cihazinin kurulmus saati gibi... bindiginiz vapur, transit gecisteki yük gemileri icin yavaslayinca, tur sayisi düsmüs bir aerotor* , hatta bazi bazi mikromotor* taklidi bile yapabiliyor. kazi calismalari, yollara yapilmis cerrahi müdahaleler; çöp arabalarinin çalisma prensipleri diş çekimi için kullanilan davyeler* ; trafigi yaran bir ambulans, kemikleri ayiran bir elevatör*...

bazi bazi periodontal sondun* ucuna takilmis bir voo-doo bebegi gibi hissedebiliyorsunuz.
bazi bazi preselin* iki ucu arasinda sıkısmış gibi hatta...

*simdi bir sorum var; endodontik ayna* kirilirsa ugursuzlugu kac sene sürer?*

*aerotor; devir sayisi 150-200bin rpm olan hava motoru
*mikromotor; devir sayisi 15-30bin rpm olan elektrikli motor
*davye; sallanan dislerin cekiminde kullanilan kiskaca benzer alet.
*elevatör; cerrahi cekimlerde cene kemigiyle, cekilecek disin arasini ayirmak icin kullanilan alet.
*presel; cimbiza benzeyen, siklikla pamuk tampon gibi nesneleri agza yerlestirmekte kullanilan alet.
*sond; ucu cengel seklinde olup, genellikle diştaşlarini temizlemek için kullanilan alet.
*endodontik ayna; çalışılan sahayı ve çalışan aleti indirekt görebilme olanağı sağlayan ayna

26 Mart 2005

250305

simdiden "temporarily unavailable" ve "do not disturb" tabelalarimi ilistireyim kapi önüne.
buyrunuz sebep;

19.04.05/sali - protez
20.04.05/carsamba - oral diagnoz ve radyoloji
22.04.05/cuma - biokimya
---
25.04.05/pazartesi - ortodonti
27.04.05/carsamba - patoloji
29.04.05/cuma - tedavi
---
02.05.05/pazartesi - maddeler bilgisi
04.05.05/persembe - cerrahi
06.05.05/cuma - pedodonti
---
09.05.05/pazartesi - farmakoloji
12.05.05/persembe - periodontoloji
13.05.05/cuma - dental anestezi
* zor dersler itinayla koyu renkle boyanmistir.

24 Mart 2005

230305

Hasta Adi: Fatima (20)
Tarih: 23/03/2005
Rp;
I/ Aksef 500 mg caps.
D: I Boite
S: 1x2 b.i.d. (tok)
II/ Tylolhot sol.
D: I Boite
S: 1x3 (pc)
III/ Strepsils past.
D: I Boite
S: Boğazda agri oldugunda

23 Mart 2005

220305

herseyin lastik eldiven gibi kokmaya basladigi gunlerde önerimiz elbette bir bogaz pastili degil.

bazen kamuflaj yetersiz olabiliyor. gözünüzde gözlük, kafanizda bone, elinizde eldiven, agzinizda maske ve üstünüzde önlükle terminator'in modifiye bir versiyonunu canlandiriyor rolü kesseniz de elinize, bir sekilde, kirmizi baslikli kizin mideye indirilip, hikayenin sonunda cerrahi bir operasyonla hayata yeniden geri döndürülen büyükannesinin replikleri verilebiliniyor.

hastaniz gribal enfeksiyonu atlattiginin 2nci günü koltugunuzda biterse, "butun hastalar cicektir, cicekler su ister" muamelesi yapmayin. o cicekler birer sarkofaj. sonuc: su anda bademciklerim sis, ellerim ve ayaklarim donuyor, oda sicakligi 25 ve üstümde 2 kat hirkayla duruyorum. burnum da tikali. ve erkek kardesim basucumda oturmus, gitarima tükürüyor. gitarin stres araci oldugunu duymustum da bu, olaya tamamen yeni bir boyut kazandirdi.

hastaneye gidecek vaktim yok. bu sebeple; simdi disimi cektirsem ve cekim sonrasi genis spektrumlu bir antibiyotik yazmalarini saglayarak bir tasla iki kus vursam ne olur acaba?

bühü... bademciklerim bademciklerim...

18 Mart 2005

170305

yesil otobüslerde telefonla konusulmaz.
neden?
abs fren sisteminin kilitlenmesine neden oluyor.

abs'nin manasini dahi bilmeyen turk insani, koyunlugunun da getirisi olarak, ciddi ciddi bu yasaga uymaya, uymayanlari uyarmaya adamis kendisini. bir ara, otobüs durmus haldeyken telefonla konustugunuzda "hanfendi kapatir misiniz telefonunuzu!" diye, cep telefonunun sesi misali frekansi yukselerek size dogru yaklasan bir bagirti duyarsaniz sasirmayin. "bir saniye" diyip telefon konusmanizi bitirin. sonra dönüp "evet haklisiniz beyfendi, otobüs dururken telefonla konusunca abs fren sistemi patliyor, otobüs havaya ucuyormus" diyin. bunu ciddi söyleyin, karsinizdakini inandirin. (ne de olsa haklilar, orada "cep telefonunuzu kapatiniz" yaziyor; "seyir halindeyken" diye eklemedilerse bir bildikleri vardir. hani mikrodalgada da kedi kurutulmaz.)

ap'de ise hala "töre cinayetleri nasil bir seydir!" diye inanamaz bakislar ve "o may gad" diyen mimiklerle konusan bürokratlara bakip siritin. ve onlarin bu anlayamaz tutumlarini gidermek namina, kulaklarina translator, ellerine cep telefonu vererek yesil otobüslere bindirin.

kas gevseticilerimi aldim. saat 21:30 ve gevsemis kaslarimla ben esniyoruz.

16 Mart 2005

150305

takim calismasi mi?

simdi düsünelim.
takim calismasi (team work hani) size neler kazandirabilir?
  1. paylasimi ögrenebilirsiniz
  2. isleriniz daha cabuk bitebilir
  3. dayanismayi saglar
  4. güclüklere daha kolay gögüs gerersiniz
  5. senin sorunun onun da sorunu olur
  6. birlikte üstesinden gelirsiniz bla bla bla...

sacmalik!

  1. paylasim mi? o da ne. takim arkadasinin size verdigi stresi paylasmak icin bulabileceginiz en yetkin cözüm ciplak ayak ve toprak ikilisi olacaktir
  2. islerinizin hic bitememesine sebep olabilir
  3. icinizde dayanisma namina ne varsa hepsini öldürebilir
  4. güclüklere sebep olabilir
  5. süpriz! onun sorunu da senin sorunun olur! ve eger soruna sebep olan taraf degilsen inan bana, bu hic hos birsey degil.
  6. üstesinden gelmek? bu sözün dogrusu üstüne gelmek olmasin? hem de hersey, bir anda!

takim ruhu mu? bastan düsünün derim.
takim ruhu derken, vecd ile bin secde ederken ruh-i mücerred gibi yerden süzülen naasinizdan bahsedilmiyor. uykunuzda bir seferde 400 kglik kuvvet uygulayarak tum gece boyunca siktiginiz disleriniz, asinan dolgular ve cekilen disetlerinizden bahsediliyor. sivilcelerinizden, hem de yumurta ve cikolata kaynakli olmayanlarindan bahsediliyor. bu sekilde calisamam.

ve evet,
dayanisma adina, otobüste, boyumu 1 metre asan bir direge tutunmak icin caba sarfederken, yanimda ayakta duran bir diger teyzenin agirligini tasiyamam.
ben böyle bir insan degilim.

*beni yalniz birakin*

15 Mart 2005

140305

gecenlerde haberlerde izledim;
ediz hun, dizi cekimi sirasinda rol icabi, otobanda arabayi calisir birakip, arkada durmakta olan otobüse dogru kosacaktir. tabii, ediz hun'un arabadan cikip otobüse dogru kosmasi sirasinda backgroundda baska bir dizi oynamaktadir; bir polisiye. adamin biri, calisir durumdaki arabaya atladigi gibi toz olup gider.

bu sabah 08:30 dersinde tedavi hocasi cafer bey'i dinliyordum. adam, gecen ders "haftaya birkac vakanin sunumunu gösterecegim" demisti. az sonra omzuna laptop cantasini asmis vaziyette asistan girdi. bilgisayari kurdu bir güzel. kablolari takti. bu sirada gözüm projeksiyon aletini aramaktaydi. komik. cünkü aletin kaderi de ediz hun'un arabasindan farksizdi. cuma günü, en son dersten sonra (ki bu ders yine bizimdi), anfinin kapisi kapatilana kadar, birileri aleti söküp cikarmis ve götürmüstü. bunun üzerine düsünmeye basladim, bir projektörle neler yapilabilir diye. 2 ders sonra da zaten polis incelemesi icin anfiyi bosalttilar.

eve dönüs yolunda sardalyalari düsünüyordum. (frank o'hara - neden ressam degilim?)
bir kutu da sardalya alarak döndüm eve. bu konserve kutularin bir problemi, kutu ne kadar kalin ve direncliyse, kulbunun da o denli ciliz bir baglantiyla baglanmis turden olmasi. evet, tam 10 dakika o sardalyalari acmaya ugrastiktan sonra, sonunda kazdigim bir delikten catal yardimiyla tabagima koyarken, aslinda artik canimin sardalya cekmedigini farkettim.

sanirim, genel-gecer bir kuralin pratige yansimis haliydi bu.
sahip olana kadar istiyorum.

*herseyi*

13 Mart 2005

120305

cuma gunu, sinif arkadaslarimdan biriyle aramda söyle bir dialog gecti;

e - rapunzel rapunzel/ saclarin ne guzel/ yalniz biraz daha uzatsan/ kaleye tirmanmalarini saglasan?
f - birilerinin kaleye tirmanmasini isteyen kim?

10 Mart 2005

090305

okulun zorlugundan, vakit darligindan, günlerin yetmemesinden bahsetmeyecegim. uyunamayan saatlerden de. uyunulan saatlerin ders vaktine denk gelmesinden de.

dun gece bir ruya gordum.
ruyamda eski sevgilim vardi ve onunla en son bulustugumuzda gittigimiz yerdeydik. masanin uzerinde ayni yemekler vardi. ancak fazladan birkac kisi daha oturuyordu bizimle. o ise; evlilik planlarindan ve evlenecegi kizdan bahsediyordu bana. benim de elimde bir sigara vardi ve agzimdan cikarmadan cekiyordum icime. sigara bitince kalkacaktim masadan ama sigara bir turlu bitmiyordu. iste bu asamada ruyada oldugumu anladim. yanimdaki dönüp bana "ya jojo... iste öyle" dediginde "artik yeter!" diyordum.

ve uyandim.

okula 1 saat erken gittim.

07 Mart 2005

060305

ve formula-1 2005 sezonu, bu sabah türkiye saatiyle 6:00'da kosulan avustralya grandprix'si ile start aldi. yaris kesinlikle sikiciydi. fia'nin ve büyük ihtimalle, her ne kadar sadece 25% hisse kendisine ait olsa da medyada sikca rastladigimiz bernie ecclestone'un cabalariyla, ferrari'yi batirma planlari dahilinde gelistirilen yeni kurallarin buyuk bir kismi, bana sadece "sacma" göründü.

lastik savaslari sona mi erdi?
pitte artik gas-stationlarda calisan adamlar calissa kafi mi?
motor 2 yarista da ayni kalacak ne demek!
nerede teknikerlerin bir gecede upgrade'ledikleri motor sistemleri?

sezonla alakali tek umudum, takimlar arasi rekabetin bu sene daha cetrefilli olmasi yönünde.
ah bir de serra demirkol ile okay karacan'i özledim. cnnturk bu isi beceremiyor :(

hamamböceklerinden korkuyorum.

06 Mart 2005

050305

sütten nefret ederim.
sütlü tatlilari yerim.
kati sabuna elimi sürmem.
elimi sabunlamadan tuvaletten cikmam.
dislerimle yanagimin ic kismi arasina kacmis besin parcalariyla, onlar olmasi gereken yere gidene kadar dilimle oynarim.
bunu yapan baska bir insan daha görürsem bu besinin ne oldugunu tahmin etmeye calisirim.
akbil ve motor fislerinden gemi yaparim.
gemileri cöpe atmam.
kahveyi tek sekerli icerim.
kahveyi kupada da icebilirim, bardakta da, fincanda da.
bazen okumadigim halde dergi alabilirim.
okudugum halde de dergi alabilirim.
yarida biraktigim kitaplara devam ederim.
bazen de etmem.
tek basima dolasmayi sevmem.
tek basima dolasmayi seviyormus numarasi yapabilirim.
ses varken uyuyabilirim.
ışık varken de.
otururken de.
gözüm acikken bile.
anlamadigim halde "anladim" diyebilirim.
ciger yemem.
yürek de.
üstüme basilmadigi sürece "ciyak" demem.
hafif palpasyonlari tolere edebilirim.
vitalite testine gelemem.
yasiyorum.

03 Mart 2005

020305

bugun otopsideydik.
kurban bu satirin altinda gizli.
daha dun gece raki-balik alemi yapiyormus.

eve donerken, otobuste pencerenin ust kismindan baktim disariya. once binalar, bulutlar, sonra bir ust gecit ve yayalar. sonra uyudum. hava bozuldu.

akbilim bozuldu.

moralim de.

bazen soruyorum; birseyler de iyi gidecek mi?

02 Mart 2005

010305

mart kapidan baktirir.

bugun eve donus yolunda, montumun yakalarini sherlock holmes modeli yapmis, ellerim ceplerimde donar vaziyette ilerlerken, benimle ayni yone dogru yuruyen bir adam farkettim. depar atayim dedim, o da hizlandi. blöf yaptim, yavasladim, ama hayir. benimle senkron olarak ilerliyordu ve sadece 2 adim önümdeydi.

bu yolu kimse fatimadan hizli alamazdi. bu 1 km'yi ondan iyi bilen olamazdi. kisacasi o, geride kalamazdi.

ilk 250 metrede yerini korudu. 500ncu metreye geldiklerinde durumu esitledi. daha sonra adimlarini siklastirdi. 750nci metreye vardiklarinda one gecmisti. 900uncu metreye ulasildiginda aralarindaki mesafe 5 adim kadar olmustu. 1000nci metrede fatima, ani bir hareketle sola cark etti ve donmus elini cebinden cikardi. bir anahtarlikla beraber. anahtari kapinin kilidine taktiginda, adam arkadan geciyordu. fatima kazanmisti.

tabii, bunun herhangi bir seye etkisi olmadi. hava hala soguktu. ev hala duraktan 1 km otedeydi vesaire. bazen boyle gereksiz seylerle ugrasiyoruz. her aksam bozacaksam neden yatagimi topluyorum, bir sure sonra unutacaksam neden yaziyorum, ayrilacaksam neden asik oluyorum gibi. "gereksiz"

su anda bana gerekenler; bir agri kesici ve bir bardak soguk su.